More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  MuKoKo' nUn YeRi_GiDeRkE...PhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community

MuKoKo' nUn YeRi_GiDeRkEn_SagDa_dOnErKeN_SoLdA_(KoRaL)

Yurtta sulh cihanda sulh M.KEMAL ATATÜRK
View space
istéééé bénNN
View space
cesywolker
View space
maribel
View space
MSN.ARA-BUL
View space
TATLI
View space
sempatik
View space
müjde
View space
Marcel
View space
murat(the wise)
View space
jaaneman
View space
(no name)
View space
Pervin
View space
||| © By FiDo™ |||
View space
~~ Turk Oscars ~~ by LeoTheMaster
View space
Spleak
View space
haKan
View space
KoRaL
View space
LeoTheMaster
View space
HAYAT SESSİZ BİR GÖZYAŞI
View space
genss
View space
haqan fuN
View space
»¦« H€ÂRT؃€¥€ »¦«
View space
Suphi
View space
Dijitalspeed

June 04

sohbet odasına giriş

 
Get your own Chat Box! Go Large!

August 29

DEJA-VÜ NEDİR?

Siz de sık sık ben bu anı daha önce yaşamıştım hissine kapılıyor musunuz ? Uzmanlara göre, insanların yüzde 50'sinden fazlası, hayatları boyunca en az bir kez deja-vü anını yaşamış. Peki deja-vü nedir ? Bir halüsinasyon mu ? Yoksa bir hastalık mıdır ? Uzmanlar deja-vü'nün peşine düştü; bu bilinmeyenin sırrını çözmeye çalışıyorlar ! İşte deja-vü ile ilgili yapılan çalışmalarda gelinen son nokta ;

Diyelim ki daha önce hiç gitmediğiniz, küçük kentin kalabalık ana caddesinde arabanızla ilerliyorsunuz. Aniden sol tarafınızda beliriveren yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmek için kırmızı ışığın yanmasını beklediğini gördünüz. İçinizi bu kente daha önce geldiğiniz hissi kaplıyor. Bir arabadaydınız, aynı kavşakta bulunuyordunuz ve aynı yaşlı kadın kaldırımdan iniyordu. Ancak kadın arabanızın ön tamponuna kadar geldiği anda, hatırladıklarınızla o onda yaşadıklarınızın uyuşmadığını fark ediyorsunuz. Tanıdıklık, önceden yaşanmışlık hissi bir anda yok oluyor...

Çeşitli araştırmaların ortaya koyduğuna göre, insanların yüzde 50 'sinden fazlası, hayatları boyunca en az bir kez böyle bir deja-vü anını yaşamış. İçinizde uyanan belli belirsiz bir his o anı her ayrıntısıyla yaşadığınızı söylüyor ama kimse tam olarak hangisinin daha  önce olduğunu bilmiyor. Önceden yaşanmışlık hissi genelde bir kaç saniye sürüyor.  Yaşlılara oranla gençler ve genç yetişkinler daha sık bu rüyamsı hayata düşseler de, her yaştan insan deja-vü yaşıyor. Deja-vü özellikle stres nedeniyle çok bitkin ya da aşırı uyarılma hallerinde görülüyor. Buna karşılık, çok az insanda da rastlansa, bunun tersi de yaşanabiliyor. 'Jamais-vu '( jema-vü okunuyor.) Bu durumdaki kişiler tanıdıkları, bildiklerindeki bir yere gittiklerinde ya da tanıdık birisi ile  karşılaştıklarında o yeri ya da o kişiyi  hiç görmediklerini söylüyorlar. deja-vü Fransızca'da 'daha önce görüldü' anlamını taşıyor. İlk kez 1876'de Fransız Fizikçi Emile Boiraç tarafından kullanılmış. 20.yy  boyunca psikiyatrlar, deja-vü'yü Freud'çu açıklamalarla bastırılmış duyguların geri çağrılmaya çalışılması olarak anlamlandırdılar. Bu 'Paramnezi' teorisine (ÇARPIK ANIMSAMA) o an yaşanan olayla, bir bunalımla ilintilidir. Ve bilinçaltına atıldığından artık belleğimizde ulaşılmaz durumdadır. Bu nedenle, benzer olay bir hatırlama yaratmasa da anlaşılması zor bir tanıdıklık hissiyle egoya esas olayı hatırlatır. deja-vü yaşayan birçok insan, bunun mistik bir güç  ya da geçmiş yaşamlar, reenkarnasayon sonucu ortaya çıktığı kanısını taşıyor.  Böyle düşünmelerinin nedenine gelince insanlar; olayın hemen önce ve hemen sonrasında zihin ve algılamalarının açık olduğunu, buna göre de durumun tek açıklamasının paranormal - telepatik- mistik bir güç olabileceğini söylüyorlar. Bu çıkarımla tatmin olmayan bilim insanları, uzun zamandır deja-vü'nun ardında yatan fiziksel nedenleri araştırıyorlar. Ancak sis perdesi henüz aralanmış bile değil.

Çünkü deja-vü'nün gerçekleşmeden önce herhangi bir belirtisi yok. Bu durumda da araştırmacılar deneklerin hatıralarına ya da belleklerine dayanmak zorundalar. Ne var ki durum o kadarda ümitsiz değil. Çünkü bilim insanlarının elinde deja-vü'nün tanımını ve çıkış nedenlerini belirleyebilecek yeteri kadar veri bulunuyor..

DİPNOTCUK: Ben de fazlasıyla görülen bir hastalık

August 20

Aşk Ayakkabıdır...

 
Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler. Bütün ağırlığınızı ve yorğunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz. Içinizin acılarını sıkıntılarını ,kırgınlıklarını
ve hayallerini yüklenen yüreginiz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...Bazıları çamur yagmur, toz, toprak,  kar buz gibi her türlü "kötu hava" koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk
yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde
bozulup" gider.
Aşklarıda ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz,tıpkı ayağınızda oldugu gibi yüreginizde NASIR oluşabilir. Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını begendiginiz için "zamanla açılır " diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde
ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel begeniye kapılıp" zamanla düzelir"
diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldıgını"
görebilirsiniz. Aşık olabileceginiz insan türü, tıpki ayakkabılar kadar değisik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar,aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar. Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar. Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır. "Bez" ayakkabılar gibi kısa omurlu "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur. "Marka" ayakkabı alır gibi,sevgilinin
kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar"
biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz. Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çesitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı oldugu söylenir.
Evet, aşk "ayakkabıdır" Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandıgınız zaman kolayca eskittiginiz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen  göstermediginiz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiginizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!

Can YÜCEL
August 17

Suyun akışı

 
 
Sular yükselince, balıklar karıncaları yer...
Sular çekilince de karıncalar balıkları yer...
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir...
Çünkü kimin kimi yiyeceğine...
"suyun akışı" karar verir!


Afrika ata sözü
June 01

Biz Yengeçler varyaaaa :)))

  Biz Yengeçler varyaaaa :)))

Siz sevgili Yengeçler, biraz çelişkili bir yapıdasınız, gülmeyi seversiniz, mizah duygunuz güçlü, arkadaş canlısı, sempatik, yardımsever bir yoldaşsınız: Sizi yüzeysel olarak tanıyan biri, zaman zaman derin melankolik bir ruh haliyle acı çektiğinizi düşünebilir. "Gökyüzüne sevinçle haykıran veya ölümüne üzülen" biri oldugunuz doğrudur. Bu özelliginizi, Ay'ın gizemli bir burcunda doğmanıza borçlusunuz. Yengeç, insanlığın doğuşunun burcu sayılır ve yaşamla ölümün sırlarını kendinde birleştirir.

Astrolojiden biraz anlayan biri, sorunlarınızı rahatsız edilmeden çözmek için günden güne kendinizi toplumdan soyutlamanıza hayret eder. Tüm Zodyak'taki hemen hemen en gizemli burç Yengeçtir. Kimsede bu kadar karşıtlık bir arada bulunamaz: Sevinç ve acı, iyilik ve kötülük, melankoli ve. taşkınlık. Yengeç kendini bulamamış biriyse, kapalı duygularını sevgiyle karıştırır. Kendisine yöneltilen her düşünceyi tartışmasız kabullenir, kısa zaman sonra bu kendisinin mi, yoksa başkasının fikri miydi bilemez. Az itiraz etmeye çalışır ve taraf olmamak için kendini herkesten uzak tutar. Bu yönüyle kötü bir yoldaşdır. Çizilen bu portre aslında onun çok kısmi bir gölgesidir.

Yengeç, Zodyak'ın dördüncü burcudur ve Ay tarafından yönetilir. Bu nedenle su grubundan sayılır. Bu onun; hayat dolu bu maddeyle olan ilişkisirıi çok iyi açıklar. Bu burcun üreme organları üzerindeki hükümdarlığı yüzünden Yengeç, genelde her şeyi beslemek, büyütmek ve korumak isteyen en insancıl burç olarak tanınır. Yengeçin korumacılığının her şeyden önde gelmesi böyle açıklanabilir. Bunun yanı sıra en büyük özelliği, ruhsal olarak kendisiyle barışık olmasıdır. Bunu kazanmak, korumak ve kimsenin yıkmasına izin vermemek için her şeyini ortaya koyar. Bir soruna ancak kendi varlığını tehdit edecek ve hareketlerini kısıtlayacak hale geldiğinde el atar. Ama hemen öne atılmaz, tersine burcunun hayvanı gibi önce birkaç adım geriye gider, taktikler geliştirir, gözüne kestirir ve sonunda işini bitirmek için şimşek gibi üstüne atılır. Beklenmeyen bir durumdan sakınabilmek için tüm anlayış ve dikkatini ona yöneltir. Bu arada, çabalarının kendi yerini sağlamlaştırmak amacına yönelik olup olmadığı her ne kadar Yengecin hırslı olduğu söylenemese de düşünülebilir. Verdiği sözler ve yardıma hazırlığı, Yengecin duygusallığıyla oldukça ilgilidir. Paranın sokaktan bulunmadığını kabul etse bile, kendisine bir şeyler ifade eden insanlar ve ailesi için her şeyini feda etmeye daima istekli ve hazırdır. Diğer insanların sıkıntıları sizi üzer, ama olaya müdahale etmeden önce başka birinden yardım gelip gelmeyeceğini ve yardımın türünü öğrenmeyi beklersiniz. Eğer bu yardım görünmezse, son da kika "kurtarıcı"sı olarak ortaya çıkar ve yardımlarınızı sunarsınız. Hep pasif olan ve herşeyin sonunu bekleyen bir yapıya sahip olan Yengecin, iş dünyasında hırslı olduğu söylenemez. Bozuk parayı bile doyum saglayıcı bir şey olarak görmek, güvenlik ihtiyacından kaynaklanır. Yengecin nadiren yaptığı dikkat çekici bir hareket insanı şaşırtır, o kendini arka planda tutarak sessiz ve derinden çalışır. Yapısından dolayı Yengeç bir şeye ulaşmak için geceyi beklemez. Ama verdiği kararlar önceden sezilemez. Önceden çok iyi hesapladığı caydırıcı hareketlerin fikrini değiştirmesine izin vermez. Bütün Yengeçler özel yaşamlarında olduğu kadar, mesleki yaşamlarında da çok kaygılıdırlar. Biraz daha soğukkanlılık, yararlarına olurdu, çünkü bilindiği gibi yeni pişen yemek, soğumadan yenmez. Yengecin değişken ruh hali, bir saatin dakikliği gibi düşünülebilir, çünkü her etapta Ay'ın etkisi altındadır. Diğer yandan Yengeçler, kendilerini koruyan kurallarla, kendilerinin veya başkalarının deneyimlerinden seve seve faydalanırlar. Bunun yanı sıra duygusal bir varlık olduklarından duygularının kendilerini yönetmesine izin verirler. Örneğin, ilk karşılaşmada olumlu izlenim edindikleri insanlar hakkında kararları nı nadiren tekrar gözden geçirmek zorunda kalırlar. Duyguları çok kolay yaralanır. Yanlış bir kelime ile derinden sarsılır ve yuvalarına çeki lirler. Haklı eleştirileri bİle çok zor kaldirabilİrler. Ona, dünyanin gerçeklerle çok az ya da hiç ilgisi olmayan resmini çizen güçlü fantazileri, onu hüzünlü iç. dünyasının derinliklerine iter. Sık sık, kendine güvenli bir sığınak kabul ettiği geçmişe döner. Aile anlayışının kökleri de burada yatar. Yengeç erkeği de kadını da çok evcimendir. Ailelerini her şeyden çok sever ve kendilerini bunun için feda ederler. Diğer yandan Yengeç, par lak mizah anlayışı ile toplumda hemen fark edilen biridir. Her şeyden önce gösterişli konuşmasıyla dinleyicileri etrafına toplar. Genelde ilgi odağı olmayı sever ve hayran olunmasa da kendisine saygı gösterilmesini ister. Bu ihtiyaç bütün hareketlerinin gerçek nedenidir. Bir aşık olarak Yengeç -kim tersini bekleyebilirdi?- duygulu, arzulu ve oldukça tutkuludur. Her eşte ideal hayat arkadaşini arar, ama tabii ki hayal kırıklıklarından kurtulamaz ve bunları daha sonra güçlükle unutabilir. Bu nedenle, kusursuz eş arayışından vazgeçmelidir. Kendinden emin hareketlerinize rağmen aslında kolay yaralanan bir insansınız.

March 09

HAYATA TERSTEN BAŞLASAYDIK

Hayata Tersten Başlasaydık ....
Yasamin en tatsız tarafi sona eris
seklidir.

Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha
güzel, hatta  mükemmel olurdu.  Nasil mi ?

Cami'de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik
içersinde,  herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize

dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis
vaziyette.Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli

olarak.Herkes etrafinizda, büyük br
itibar,  iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir. Arabaniza


kurulup evinize gidiyorsunuz.Dogar dogmaz
devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir

maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel, hazir maas,
hazir ev... Altmisli yaslara kadar hersey garanti,

huzur içinde yasiyorsunuz. Sagliginiz
gittikçe düzeliyor, kaslar  güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.


Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk
basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir

plaket ve altin kol saati veriyor
patronunuz.. ve Genel Müdürlük veya  bunun gibi yüksek bir


makamdan tecrübeli bir insan olarak ise
basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe divan...

Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de
basliyor. Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz. 

Diger hormonal aktiviteler artiyor,
fevkalade.....Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün

patron size artik Üniversiteye gitsen 
daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya çikmis,

"fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi
birak,  okumaya basla, harçiligin benden olsun..."

Keyfe bakar misiniz ? Okudugunuz dersler
gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir

dönem basliyor. Partiler, Diskotekler,
Kizlarin sayisi artiyor. Derken Anne ve Babaniz sizi 

götürüp getirmeye basliyor, araba 
kullanma derdi de  yok artik... Günün birinde sizi okuldan


da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak,
oyuncaklarinla oyna" diyorlar...Mamaniz  agziniza veriliyor,


zaman zaman altinizi bile 
temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve  hiç tuvalet


kullanmamaya  basliyorsunuz. Derken
Anneniz bir gün size süt verme  kararini aliyor ve baska

bir keyifli dönem basliyor.  Mama artik
her yerde, her an ve en taze seklinde  hazir. Bir gün

karanlik ilik ve sicak bir ortama 
giriyorsunuz. Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok,

bir kordondan besleniyor, sicacik, 
yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.

Kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre
halini  aliyorsunuz. Ve günün birinde müthis keyifli bir

orgazm ile hayatiniz bitiyor....

 

CAN YÜCEL
March 04

oscarcik

YILIN İLK KOMEDİ OSCARINI ALMIŞ BULUNMAKTAYIM. DARISI BAŞINIZA..

TEBRİK MESAJLARINI BURAYA YAZABİLİRSİNİZ

February 07

PC Atasözleri

      PC ATASÖZLERİ

      Ağ alma komşu al.
      Orjinal program kullananı dokuz ağdan kovarlar.
      Görünen ağ protokol istemez, sakla setup'ı gelir zamanı.
      Avi. gelen yerden mp3 esirgenmez.
      Bugünün işini görev zamanlayıcısına bırakma.
      Dos kocamış; windowsun maskarası olmuş.
      Beleş anti-virüs programı; virüsü türkü çağıra çağıra ararmış.
      'Kazaa' yüklüyorum demez.
      Hard diski virüs bassa norton'a vız gelir.
      Sora sora crack bulunur.
      Bin gigabyte'ın olsa da, bir gigabyte'ı olana danış.
      Zip'le yatan rar'la kalkar.
      İşletim sistemi windows olanın, başı beladan kurtulmaz.
      Eceli gelen windows mavi ekrana düşer.
      Yazılımsız donanım, donanımsız yazılım olmaz.
      Ram'sız windows oynamaz.
      Sakınan diskte bad sektör çıkar.
      Pc'ye mac vermişler, hani benim akvaryumum demiş.
      Dos işler windows övünür.
      Ak anti-virüs kara gün içindir.
      Hatasız program olmaz.
      Bana işlemcini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
      Bir virüse sistem yakma.
      Paran çoksa yeni bilgisayardan bıkma, işin yoksa chatten çıkma.
      Windows'uma söven, linux kullansa bari.
      Formatlanmış diskin davası olmaz.
      Eski dos'tan windows olmaz.
      Reset'te keramet vardır.
      Windows'unu açık unutanın ziyaretçisi pek olur.
      Windows'a service pack de yüklesen, windows yine windows'tur.
      Windows'u seven maviye katlanır.
      Çökecek windows bilgisayarda durmaz.
      Kaspersky'nin olmadığı yerde norton'a abdurrahman çelebi derler.
      Yazıcının şahidi tarayıcı.
      Dağ dağa kavuşmaz, bilgisayar bilgisayara kavuşur..

January 24

Herkes, Birisi, Herhangi biri ve "Hiç Kimse"...

Herkes, Birisi, Herhangi biri ve "Hiç Kimse"...

Hikayemiz, Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse adlı dört kişi hakkında...

Yapılması gereken önemli bir iş vardı ...

Herkes, Birisi’nin bu işi yapacağından emindi.

Gerçi işi, Herhangi Biri de yapabilirdi.

Ama Hiç Kimse yapmadı...

Birisi buna çok kızdı. Çünkü iş Herkes’in işiydi.

Herkes, Herhangi Biri’nin bu işi yapabileceğini düşünüyordu.

Ama Hiç Kimse, Herkes’in yapamayacağının farkında değildi.

Sonunda; Herhangi Biri’nin yapabileceği bir işi, Hiç Kimse yapmadığı için, Herkes, Birisi’ni suçladı ...

 

(YAZI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ ALALIM )

November 20

FIKRALAR BURAYA

 
FIKRA ve KOMİK YAZI BÖLÜMÜ
"comments" bölümüne yazın veya yazılanları okuyun...
(uyarmadı demeyin gülmekten altınıza kaçırabilirsiniz)
DİKKAT
  LÜTFEN BU BLOĞUN COMMENT BÖLMÜNE SADECE KOMİK YAZI VEYA FIKRALARINIZI YAZIN
DİĞER YORUMLAR SİLİNECEKTİR...

FANİ ŞEYLER BUNLAR

BIRAKIN ARKADAŞLAR ARTIK  ŞU FANİ ŞEYLERLE UĞRAŞMAYI...
HAYATIN TADINI ÇIKARMAYA BAKIN
 ELİNİZDE OLMAYAN TEK ŞEY ZAMAN VE AYNI ZAMANDA KESİN KONTROLÜNÜZDE OLAN İLK ŞEYDE...
HEP SÖYLEMEKTEN NEFRET ETTİĞİM O KEŞKE LAFINI SİZ DE KULLANMAK İSTEMİYORSANIZ HADİ NE DURUYORSUNUZ BİR AN EVVEL KULLANIN ZAMANINIZI " time is up " OLMADAN.....

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

November 12

Bu da son moda... dost sipeysler :)))

PUNLAR DA PİZİM TOST SİPEYSLER
(eklenmek isteyenler kodları puraya yazun) 

 GEÇİCİ BİR SÜRE İÇİN HİZMET DIŞIYIZ :))

   benim kodda ahanda aşağıda eklemek isteyenlere duyurulur

<A href="http://spaces.msn.com/mukoko/" target=_blank><IMG alt=NE_DURUYON_TIKLASANA src="http://img487.imageshack.us/img487/7858/koral6qc.gif" width=100 border=0></A>


   Page copy protected against web site content infringement by Copyscape

 

 

Hayat böyle olsa

Hayat böyle olsa...

* Sabah jimnastiğimizi yapmak için "Çalıştır" komutuna tıklamak yetse...

* İşten güçten bunaldığımızda ESC'ye basarak herşeyden kaçabilsek, biraz rahatladıktan sonra "Herhangi bir tuşa basarak" geri dönebilsek...

* "EKLE/KALDIR"a girerek görmek istediğimiz herkesi hayatımıza dahil etsek, sevmediğimiz insanları sonsuza kadar hayatımızdan çıkarabilsek...

* Kafamızda binbir gürültü uğultu bizi allak bullak ettiğinde hoparlörlerimizi kapatabilsek...

* Görünüşümüzde değişiklik yapmak istediğimiz zaman, "Görünüm Ayarları'ndan" istediğimiz renkleri, inceliği, büyüklüğü, uzunluğu seçebilsek...

* Eşyalarımızı kaybettiğimizde "BUL" komutuna tıklayarak evin her tarafını arayıversek..

* Ev işleri için de bir tıklamayla "YARDIM"a ulaşabilsek.. .

* Sigorta yaptırmaya ihtiyacımız olmasa, kendi kendimizin Backup'ını alabilsek ve yaralandığımızda hasar gören yerlerimizi yenileyebilsek...

* Ve hayatımız altüst olduğunda, "Ctrl-Alt-Delete" yaparak "YENİDEN BAŞLAT'mak" mümkün olsa...


 Page copy protected against web site content infringement by Copyscape

November 03

HANİMİŞ BAYRAM MESAJLARI

HANİMİŞ BAYRAM MESAJLARI
September 20

KORAL'ın SAYFASINA HOŞGELDİNİZ

BU SAYFAYA GİREN free hit counters. KİŞİSİN. KEYFİNİ ÇIKAR    :) GÜLÜMSE :)
 
   
 

 BU KADAR ZAMANDIR BURDASIN

 HALEN GÜLMEKTEN ÇATLAMAMIŞSIN.

HAYRET

 

GERÇİ SİPEYS SON ZAMANLARDA KOMEDİDEN ÇIKIP DUYGUSALLIĞA DOĞRU SÜRÜKLENMEYE

 BAŞLADIAMANEYYYSEEE

September 17

MESAJ KUTUSU

ELİNİZİ KORKAK ALIŞTIRMAYIN HADI BAKIYIM KARALAYIN BİŞİLER

Avucunuzdaki Kelebek

 
Ahmet Şerif İzgören'in, "Avucunuzdaki Kelebek" isimli kitabindan;

Vehbi Koç, oğlu Rahmi Koç'a iki mektup verir; 'birini ben ölünce aç,
ikincisini de beni defnettikten sonra açarsın' der. Vefat ettiğinde Rahmi
Bey ilk mektubu açar. Mektupta, 'Oğlum, senden tek bir isteğim var; beni
çoraplarımla gömsünler'.

İmam tüm ısrarlara rağmen bu talebi kabul etmez. Rahmetli Vehbi Koç ister istemez çorapsız defnedilir. Defin işlemi bittikten sonra Rahmi Koç ikinci mektubu açar: 'Bak oğlum bir çift çorap bile götüremedim'.
                              

"Bundan Üç dört yıl önce USA'da dünya spastikler olimpiyatı düzenleniyor.
Yüz metre yarışı; Down Sendromlu koşucular... Yarış başladığında
koşuculardan birinin ayağı takılıyor, düşüyor ve acıyla bağırmaya
başlıyor. Çok ilginç bir şey oluyor, diğer zihinsel engelli koşucular
geriye dönüyorlar ve düşen atleti kaldırıyorlar. Down Sendromlu bir kız,
oğlanı öpüyor: 'Bu onu iyileştirir' diyor. Kollarına girip teselli
ediyorlar ve hep beraber yürüyerek yarış çizgisini geçiyorlar. 
                              

Bize, 'başarı başarı' diye öğrettikleri şey belki de başarı değildir. Hani
şu eğitimler var ya, Amerikalılar'ın tüm üçüncü dünya ülkelerine
sattıkları... 'Birilerini modelle, onun yaptıklarını yap, sen de
başarırsın'... Acaba birbirini hırsla geçmeye çalışan bizler mi daha
insanız, yoksa düşen arkadaşlarını kaldırmaya çalışan engelliler mi? Belki
de o engelliler bizden daha gerçek bir hayatı yaşıyorlar. Biz, çok sahte,
tüketime ve birbirini ezmeye dayalı bir hayatı yaşıyoruz. Bize
öğrettikleri hayat, baştan sona sahtedir."
"Hayatı size Amerikan filmlerinin öğrettiği gibi yaşarsanız bittiniz.
Çünkü tüketmezseniz varolamazsınız ve o kültürde fiziksel özellikler her
şeyin önündedir."
                            

"İnsanlar bir gün Tanrı katına çıkmışlar. 'Sana artık ihtiyaç kalmadı ey
Tanrı. Biz insan bile yapabili