|
|
August 29
DEJA-VÜ NEDİR?
Siz de sık sık ben bu anı daha önce yaşamıştım hissine kapılıyor musunuz ? Uzmanlara göre, insanların yüzde 50'sinden fazlası, hayatları boyunca en az bir kez deja-vü anını yaşamış. Peki deja-vü nedir ? Bir halüsinasyon mu ? Yoksa bir hastalık mıdır ? Uzmanlar deja-vü'nün peşine düştü; bu bilinmeyenin sırrını çözmeye çalışıyorlar ! İşte deja-vü ile ilgili yapılan çalışmalarda gelinen son nokta ;
Diyelim ki daha önce hiç gitmediğiniz, küçük kentin kalabalık ana caddesinde arabanızla ilerliyorsunuz. Aniden sol tarafınızda beliriveren yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmek için kırmızı ışığın yanmasını beklediğini gördünüz. İçinizi bu kente daha önce geldiğiniz hissi kaplıyor. Bir arabadaydınız, aynı kavşakta bulunuyordunuz ve aynı yaşlı kadın kaldırımdan iniyordu. Ancak kadın arabanızın ön tamponuna kadar geldiği anda, hatırladıklarınızla o onda yaşadıklarınızın uyuşmadığını fark ediyorsunuz. Tanıdıklık, önceden yaşanmışlık hissi bir anda yok oluyor...
Çeşitli araştırmaların ortaya koyduğuna göre, insanların yüzde 50 'sinden fazlası, hayatları boyunca en az bir kez böyle bir deja-vü anını yaşamış. İçinizde uyanan belli belirsiz bir his o anı her ayrıntısıyla yaşadığınızı söylüyor ama kimse tam olarak hangisinin daha önce olduğunu bilmiyor. Önceden yaşanmışlık hissi genelde bir kaç saniye sürüyor. Yaşlılara oranla gençler ve genç yetişkinler daha sık bu rüyamsı hayata düşseler de, her yaştan insan deja-vü yaşıyor. Deja-vü özellikle stres nedeniyle çok bitkin ya da aşırı uyarılma hallerinde görülüyor. Buna karşılık, çok az insanda da rastlansa, bunun tersi de yaşanabiliyor. 'Jamais-vu '( jema-vü okunuyor.) Bu durumdaki kişiler tanıdıkları, bildiklerindeki bir yere gittiklerinde ya da tanıdık birisi ile karşılaştıklarında o yeri ya da o kişiyi hiç görmediklerini söylüyorlar. deja-vü Fransızca'da 'daha önce görüldü' anlamını taşıyor. İlk kez 1876'de Fransız Fizikçi Emile Boiraç tarafından kullanılmış. 20.yy boyunca psikiyatrlar, deja-vü'yü Freud'çu açıklamalarla bastırılmış duyguların geri çağrılmaya çalışılması olarak anlamlandırdılar. Bu 'Paramnezi' teorisine (ÇARPIK ANIMSAMA) o an yaşanan olayla, bir bunalımla ilintilidir. Ve bilinçaltına atıldığından artık belleğimizde ulaşılmaz durumdadır. Bu nedenle, benzer olay bir hatırlama yaratmasa da anlaşılması zor bir tanıdıklık hissiyle egoya esas olayı hatırlatır. deja-vü yaşayan birçok insan, bunun mistik bir güç ya da geçmiş yaşamlar, reenkarnasayon sonucu ortaya çıktığı kanısını taşıyor. Böyle düşünmelerinin nedenine gelince insanlar; olayın hemen önce ve hemen sonrasında zihin ve algılamalarının açık olduğunu, buna göre de durumun tek açıklamasının paranormal - telepatik- mistik bir güç olabileceğini söylüyorlar. Bu çıkarımla tatmin olmayan bilim insanları, uzun zamandır deja-vü'nun ardında yatan fiziksel nedenleri araştırıyorlar. Ancak sis perdesi henüz aralanmış bile değil.
Çünkü deja-vü'nün gerçekleşmeden önce herhangi bir belirtisi yok. Bu durumda da araştırmacılar deneklerin hatıralarına ya da belleklerine dayanmak zorundalar. Ne var ki durum o kadarda ümitsiz değil. Çünkü bilim insanlarının elinde deja-vü'nün tanımını ve çıkış nedenlerini belirleyebilecek yeteri kadar veri bulunuyor..
DİPNOTCUK: Ben de fazlasıyla görülen bir hastalık August 20
Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler. Bütün ağırlığınızı ve yorğunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz. Içinizin acılarını sıkıntılarını ,kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreginiz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız. Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...Bazıları çamur yagmur, toz, toprak, kar buz gibi her türlü "kötu hava" koşullarına dayanıklıdır. Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider. Aşklarıda ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz,tıpkı ayağınızda oldugu gibi yüreginizde NASIR oluşabilir. Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını begendiginiz için "zamanla açılır " diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar. Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel begeniye kapılıp" zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldıgını" görebilirsiniz. Aşık olabileceginiz insan türü, tıpki ayakkabılar kadar değisik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir".... Aşkı bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar,aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar. Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar. Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır. "Bez" ayakkabılar gibi kısa omurlu "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur. "Marka" ayakkabı alır gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz. Katı plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz. Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çesitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı oldugu söylenir. Evet, aşk "ayakkabıdır" Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandıgınız zaman kolayca eskittiginiz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediginiz zaman kısa sürede "eskitirsiniz". Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiginizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!
Can YÜCEL August 17
Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir... Çünkü kimin kimi yiyeceğine... "suyun akışı" karar verir!
Afrika ata sözü June 01 Biz Yengeçler varyaaaa :)))
|
|
Siz sevgili Yengeçler, biraz çelişkili bir yapıdasınız, gülmeyi seversiniz, mizah duygunuz güçlü, arkadaş canlısı, sempatik, yardımsever bir yoldaşsınız: Sizi yüzeysel olarak tanıyan biri, zaman zaman derin melankolik bir ruh haliyle acı çektiğinizi düşünebilir. "Gökyüzüne sevinçle haykıran veya ölümüne üzülen" biri oldugunuz doğrudur. Bu özelliginizi, Ay'ın gizemli bir burcunda doğmanıza borçlusunuz. Yengeç, insanlığın doğuşunun burcu sayılır ve yaşamla ölümün sırlarını kendinde birleştirir.
Astrolojiden biraz anlayan biri, sorunlarınızı rahatsız edilmeden çözmek için günden güne kendinizi toplumdan soyutlamanıza hayret eder. Tüm Zodyak'taki hemen hemen en gizemli burç Yengeçtir. Kimsede bu kadar karşıtlık bir arada bulunamaz: Sevinç ve acı, iyilik ve kötülük, melankoli ve. taşkınlık. Yengeç kendini bulamamış biriyse, kapalı duygularını sevgiyle karıştırır. Kendisine yöneltilen her düşünceyi tartışmasız kabullenir, kısa zaman sonra bu kendisinin mi, yoksa başkasının fikri miydi bilemez. Az itiraz etmeye çalışır ve taraf olmamak için kendini herkesten uzak tutar. Bu yönüyle kötü bir yoldaşdır. Çizilen bu portre aslında onun çok kısmi bir gölgesidir.
Yengeç, Zodyak'ın dördüncü burcudur ve Ay tarafından yönetilir. Bu nedenle su grubundan sayılır. Bu onun; hayat dolu bu maddeyle olan ilişkisirıi çok iyi açıklar. Bu burcun üreme organları üzerindeki hükümdarlığı yüzünden Yengeç, genelde her şeyi beslemek, büyütmek ve korumak isteyen en insancıl burç olarak tanınır. Yengeçin korumacılığının her şeyden önde gelmesi böyle açıklanabilir. Bunun yanı sıra en büyük özelliği, ruhsal olarak kendisiyle barışık olmasıdır. Bunu kazanmak, korumak ve kimsenin yıkmasına izin vermemek için her şeyini ortaya koyar. Bir soruna ancak kendi varlığını tehdit edecek ve hareketlerini kısıtlayacak hale geldiğinde el atar. Ama hemen öne atılmaz, tersine burcunun hayvanı gibi önce birkaç adım geriye gider, taktikler geliştirir, gözüne kestirir ve sonunda işini bitirmek için şimşek gibi üstüne atılır. Beklenmeyen bir durumdan sakınabilmek için tüm anlayış ve dikkatini ona yöneltir. Bu arada, çabalarının kendi yerini sağlamlaştırmak amacına yönelik olup olmadığı her ne kadar Yengecin hırslı olduğu söylenemese de düşünülebilir. Verdiği sözler ve yardıma hazırlığı, Yengecin duygusallığıyla oldukça ilgilidir. Paranın sokaktan bulunmadığını kabul etse bile, kendisine bir şeyler ifade eden insanlar ve ailesi için her şeyini feda etmeye daima istekli ve hazırdır. Diğer insanların sıkıntıları sizi üzer, ama olaya müdahale etmeden önce başka birinden yardım gelip gelmeyeceğini ve yardımın türünü öğrenmeyi beklersiniz. Eğer bu yardım görünmezse, son da kika "kurtarıcı"sı olarak ortaya çıkar ve yardımlarınızı sunarsınız. Hep pasif olan ve herşeyin sonunu bekleyen bir yapıya sahip olan Yengecin, iş dünyasında hırslı olduğu söylenemez. Bozuk parayı bile doyum saglayıcı bir şey olarak görmek, güvenlik ihtiyacından kaynaklanır. Yengecin nadiren yaptığı dikkat çekici bir hareket insanı şaşırtır, o kendini arka planda tutarak sessiz ve derinden çalışır. Yapısından dolayı Yengeç bir şeye ulaşmak için geceyi beklemez. Ama verdiği kararlar önceden sezilemez. Önceden çok iyi hesapladığı caydırıcı hareketlerin fikrini değiştirmesine izin vermez. Bütün Yengeçler özel yaşamlarında olduğu kadar, mesleki yaşamlarında da çok kaygılıdırlar. Biraz daha soğukkanlılık, yararlarına olurdu, çünkü bilindiği gibi yeni pişen yemek, soğumadan yenmez. Yengecin değişken ruh hali, bir saatin dakikliği gibi düşünülebilir, çünkü her etapta Ay'ın etkisi altındadır. Diğer yandan Yengeçler, kendilerini koruyan kurallarla, kendilerinin veya başkalarının deneyimlerinden seve seve faydalanırlar. Bunun yanı sıra duygusal bir varlık olduklarından duygularının kendilerini yönetmesine izin verirler. Örneğin, ilk karşılaşmada olumlu izlenim edindikleri insanlar hakkında kararları nı nadiren tekrar gözden geçirmek zorunda kalırlar. Duyguları çok kolay yaralanır. Yanlış bir kelime ile derinden sarsılır ve yuvalarına çeki lirler. Haklı eleştirileri bİle çok zor kaldirabilİrler. Ona, dünyanin gerçeklerle çok az ya da hiç ilgisi olmayan resmini çizen güçlü fantazileri, onu hüzünlü iç. dünyasının derinliklerine iter. Sık sık, kendine güvenli bir sığınak kabul ettiği geçmişe döner. Aile anlayışının kökleri de burada yatar. Yengeç erkeği de kadını da çok evcimendir. Ailelerini her şeyden çok sever ve kendilerini bunun için feda ederler. Diğer yandan Yengeç, par lak mizah anlayışı ile toplumda hemen fark edilen biridir. Her şeyden önce gösterişli konuşmasıyla dinleyicileri etrafına toplar. Genelde ilgi odağı olmayı sever ve hayran olunmasa da kendisine saygı gösterilmesini ister. Bu ihtiyaç bütün hareketlerinin gerçek nedenidir. Bir aşık olarak Yengeç -kim tersini bekleyebilirdi?- duygulu, arzulu ve oldukça tutkuludur. Her eşte ideal hayat arkadaşini arar, ama tabii ki hayal kırıklıklarından kurtulamaz ve bunları daha sonra güçlükle unutabilir. Bu nedenle, kusursuz eş arayışından vazgeçmelidir. Kendinden emin hareketlerinize rağmen aslında kolay yaralanan bir insansınız. | | March 09
| Hayata Tersten Başlasaydık .... |
|
|
Yasamin en tatsız tarafi sona eris seklidir.
Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu. Nasil mi ?
Cami'de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize
dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli
olarak.Herkes etrafinizda, büyük br itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir. Arabaniza
kurulup evinize gidiyorsunuz.Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir
maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel, hazir maas, hazir ev... Altmisli yaslara kadar hersey garanti,
huzur içinde yasiyorsunuz. Sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir
plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz.. ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir
makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe divan...
Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor. Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz.
Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün
patron size artik Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya çikmis,
"fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..."
Keyfe bakar misiniz ? Okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir
dönem basliyor. Partiler, Diskotekler, Kizlarin sayisi artiyor. Derken Anne ve Babaniz sizi
götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik... Günün birinde sizi okuldan
da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar...Mamaniz agziniza veriliyor,
zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet
kullanmamaya basliyorsunuz. Derken Anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska
bir keyifli dönem basliyor. Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir. Bir gün
karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok,
bir kordondan besleniyor, sicacik, yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.
Kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz. Ve günün birinde müthis keyifli bir
orgazm ile hayatiniz bitiyor....
CAN YÜCEL
| March 04 YILIN İLK KOMEDİ OSCARINI ALMIŞ BULUNMAKTAYIM. DARISI BAŞINIZA..

TEBRİK MESAJLARINI BURAYA YAZABİLİRSİNİZ
February 07 PC ATASÖZLERİ
Ağ alma komşu al. Orjinal program kullananı dokuz ağdan kovarlar. Görünen ağ protokol istemez, sakla setup'ı gelir zamanı. Avi. gelen yerden mp3 esirgenmez. Bugünün işini görev zamanlayıcısına bırakma. Dos kocamış; windowsun maskarası olmuş. Beleş anti-virüs programı; virüsü türkü çağıra çağıra ararmış. 'Kazaa' yüklüyorum demez. Hard diski virüs bassa norton'a vız gelir. Sora sora crack bulunur. Bin gigabyte'ın olsa da, bir gigabyte'ı olana danış. Zip'le yatan rar'la kalkar. İşletim sistemi windows olanın, başı beladan kurtulmaz. Eceli gelen windows mavi ekrana düşer. Yazılımsız donanım, donanımsız yazılım olmaz. Ram'sız windows oynamaz. Sakınan diskte bad sektör çıkar. Pc'ye mac vermişler, hani benim akvaryumum demiş. Dos işler windows övünür. Ak anti-virüs kara gün içindir. Hatasız program olmaz. Bana işlemcini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Bir virüse sistem yakma. Paran çoksa yeni bilgisayardan bıkma, işin yoksa chatten çıkma. Windows'uma söven, linux kullansa bari. Formatlanmış diskin davası olmaz. Eski dos'tan windows olmaz. Reset'te keramet vardır. Windows'unu açık unutanın ziyaretçisi pek olur. Windows'a service pack de yüklesen, windows yine windows'tur. Windows'u seven maviye katlanır. Çökecek windows bilgisayarda durmaz. Kaspersky'nin olmadığı yerde norton'a abdurrahman çelebi derler. Yazıcının şahidi tarayıcı. Dağ dağa kavuşmaz, bilgisayar bilgisayara kavuşur.. January 24 Herkes, Birisi, Herhangi biri ve "Hiç Kimse"...
Hikayemiz, Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse adlı dört kişi hakkında...
Yapılması gereken önemli bir iş vardı ...
Herkes, Birisi’nin bu işi yapacağından emindi.
Gerçi işi, Herhangi Biri de yapabilirdi.
Ama Hiç Kimse yapmadı...
Birisi buna çok kızdı. Çünkü iş Herkes’in işiydi.
Herkes, Herhangi Biri’nin bu işi yapabileceğini düşünüyordu.
Ama Hiç Kimse, Herkes’in yapamayacağının farkında değildi.
Sonunda; Herhangi Biri’nin yapabileceği bir işi, Hiç Kimse yapmadığı için, Herkes, Birisi’ni suçladı ...
( YAZI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ ALALIM ) November 20
|
FIKRA ve KOMİK YAZI BÖLÜMÜ
"comments" bölümüne yazın veya yazılanları okuyun...
(uyarmadı demeyin gülmekten altınıza kaçırabilirsiniz)
DİKKAT
LÜTFEN BU BLOĞUN COMMENT BÖLMÜNE SADECE KOMİK YAZI VEYA FIKRALARINIZI YAZIN
DİĞER YORUMLAR SİLİNECEKTİR... |
BIRAKIN ARKADAŞLAR ARTIK ŞU FANİ ŞEYLERLE UĞRAŞMAYI...
HAYATIN TADINI ÇIKARMAYA BAKIN
ELİNİZDE OLMAYAN TEK ŞEY ZAMAN VE AYNI ZAMANDA KESİN KONTROLÜNÜZDE OLAN İLK ŞEYDE...
HEP SÖYLEMEKTEN NEFRET ETTİĞİM O KEŞKE LAFINI SİZ DE KULLANMAK İSTEMİYORSANIZ HADİ NE DURUYORSUNUZ BİR AN EVVEL KULLANIN ZAMANINIZI " time is up " OLMADAN.....

November 12 PUNLAR DA PİZİM TOST SİPEYSLER
(eklenmek isteyenler kodları puraya yazun)
GEÇİCİ BİR SÜRE İÇİN HİZMET DIŞIYIZ :))
benim kodda ahanda aşağıda eklemek isteyenlere duyurulur
<A href="http://spaces.msn.com/mukoko/" target=_blank><IMG alt=NE_DURUYON_TIKLASANA src="http://img487.imageshack.us/img487/7858/koral6qc.gif" width=100 border=0></A>

Hayat böyle olsa...
* Sabah jimnastiğimizi yapmak için "Çalıştır" komutuna tıklamak yetse...
* İşten güçten bunaldığımızda ESC'ye basarak herşeyden kaçabilsek, biraz rahatladıktan sonra "Herhangi bir tuşa basarak" geri dönebilsek...
* "EKLE/KALDIR"a girerek görmek istediğimiz herkesi hayatımıza dahil etsek, sevmediğimiz insanları sonsuza kadar hayatımızdan çıkarabilsek...
* Kafamızda binbir gürültü uğultu bizi allak bullak ettiğinde hoparlörlerimizi kapatabilsek...
* Görünüşümüzde değişiklik yapmak istediğimiz zaman, "Görünüm Ayarları'ndan" istediğimiz renkleri, inceliği, büyüklüğü, uzunluğu seçebilsek...
* Eşyalarımızı kaybettiğimizde "BUL" komutuna tıklayarak evin her tarafını arayıversek..
* Ev işleri için de bir tıklamayla "YARDIM"a ulaşabilsek.. .
* Sigorta yaptırmaya ihtiyacımız olmasa, kendi kendimizin Backup'ını alabilsek ve yaralandığımızda hasar gören yerlerimizi yenileyebilsek...
* Ve hayatımız altüst olduğunda, "Ctrl-Alt-Delete" yaparak "YENİDEN BAŞLAT'mak" mümkün olsa...
 September 20 BU SAYFAYA GİREN . KİŞİSİN. KEYFİNİ ÇIKAR :) GÜLÜMSE :)
BU KADAR    ZAMANDIR BURDASIN
HALEN GÜLMEKTEN ÇATLAMAMIŞSIN.
HAYRET
GERÇİ SİPEYS SON ZAMANLARDA KOMEDİDEN ÇIKIP DUYGUSALLIĞA DOĞRU SÜRÜKLENMEYE
BAŞLADI AMA NEYYYSEEE September 17
ELİNİZİ KORKAK ALIŞTIRMAYIN HADI BAKIYIM KARALAYIN BİŞİLER
Ahmet Şerif İzgören'in, "Avucunuzdaki Kelebek" isimli kitabindan;
Vehbi Koç, oğlu Rahmi Koç'a iki mektup verir; 'birini ben ölünce aç, ikincisini de beni defnettikten sonra açarsın' der. Vefat ettiğinde Rahmi Bey ilk mektubu açar. Mektupta, 'Oğlum, senden tek bir isteğim var; beni çoraplarımla gömsünler'.
İmam tüm ısrarlara rağmen bu talebi kabul etmez. Rahmetli Vehbi Koç ister istemez çorapsız defnedilir. Defin işlemi bittikten sonra Rahmi Koç ikinci mektubu açar: 'Bak oğlum bir çift çorap bile götüremedim'.
"Bundan Üç dört yıl önce USA'da dünya spastikler olimpiyatı düzenleniyor. Yüz metre yarışı; Down Sendromlu koşucular... Yarış başladığında koşuculardan birinin ayağı takılıyor, düşüyor ve acıyla bağırmaya başlıyor. Çok ilginç bir şey oluyor, diğer zihinsel engelli koşucular geriye dönüyorlar ve düşen atleti kaldırıyorlar. Down Sendromlu bir kız, oğlanı öpüyor: 'Bu onu iyileştirir' diyor. Kollarına girip teselli ediyorlar ve hep beraber yürüyerek yarış çizgisini geçiyorlar.
Bize, 'başarı başarı' diye öğrettikleri şey belki de başarı değildir. Hani şu eğitimler var ya, Amerikalılar'ın tüm üçüncü dünya ülkelerine sattıkları... 'Birilerini modelle, onun yaptıklarını yap, sen de başarırsın'... Acaba birbirini hırsla geçmeye çalışan bizler mi daha insanız, yoksa düşen arkadaşlarını kaldırmaya çalışan engelliler mi? Belki de o engelliler bizden daha gerçek bir hayatı yaşıyorlar. Biz, çok sahte, tüketime ve birbirini ezmeye dayalı bir hayatı yaşıyoruz. Bize öğrettikleri hayat, baştan sona sahtedir." "Hayatı size Amerikan filmlerinin öğrettiği gibi yaşarsanız bittiniz. Çünkü tüketmezseniz varolamazsınız ve o kültürde fiziksel özellikler her şeyin önündedir."
"İnsanlar bir gün Tanrı katına çıkmışlar. 'Sana artık ihtiyaç kalmadı ey Tanrı. Biz insan bile yapabiliyoruz'. 'Öyle mi, yapın da görelim' demiş\ Tanrı. İnsanlardan biri eğilmiş yerden insan yapmak üzere bir avuç toprak almış. 'Hoop' demiş Tanrı, 'kendi toprağınızdan, kendi toprağınızdan..."
"Bir gelin kaynanasıyla hiç geçinemiyor. Araları o kadar kötü ki gelin aktara gidip durumu anlatıyor: 'Onu mutlaka zehirlemeliyim ama bana öyle bir zehir ver ki, kimse fark etmesin' Yaşlı aktar geline bir toz vermiş. 'Bunu her gün yemeğine çok az karıştır, fakat aranı çok düzgün tut, gülümse, iyi davran ki kimse senden şüphelenmesin' demiş. Kızgın gelin kaynanasının her yemeğine muntazam o beyaz tozdan karıştırıp, bir ay ömrü kalan kaynanasına çok iyi davranmaya başlamış. Aradan bir ay geçince tekrar aktara gelmiş gelin: 'Bu zehrin panzehirini istiyorum. Zehirlediğimi anlamasın diye kayınvalideme farklı davranmaya, gülümsemeye ve saygı göstermeye başladım. Bu sefer onun da bana tavrı değişti, çok iyi bir insan oldu. Şimdi benim en iyi dostum. Onun ölmesine müsaade edemem.' Yaşlı aktar cevap vermiş: 'Panzehire ihtiyaç yok. Sana verdiğim zehir sadece tuzdu. O bir parça tuz, bugüne kadar kaç insanın arasını düzeltti anlatamam."
"Bir genç kız bilge adamı şaşırtmak istiyor. İki elinin arasına bir kelebek koyacak ve bilge adama, 'avucumun içinde bir kelebek var, canlı mı ölümü?' diye soracak. Ölü derse kelebeği salıverecek, canlı derse avucunu bastırıp kelebeği öldürecek, bilge adam her ne derse tersini ispat etmiş olacak. Kız kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatıyor: 'Avucumun içinde bir kelebek var: Canlı mı, ölümü?' Bilge adam cevap vermeden önce uzun uzun kızın gözlerinin içine bakıyor ve cevap veriyor: 'Canlı da olması, ölü de olması senin ellerinde kızım, senin ellerinde'...
"Orman müthiş bir hızla yanarken küçük bir serçe yolundaki gölden pençeleri arasına su alıp ormanın üzerine bırakıyor ve tekrar göle uçuyormuş. Ormanın yanışını çaresizlikle izleyen hayvanlardan biri gülümseyerek bağırmış: 'Ne o, ormanı birkaç damla su ile mi söndüreceksin?' Serçe cevap vermiş: 'Benim elimden gelen bu'...
Etrafınızda her şeyi para ve başarıya bağlayan bir sistem var. Oysa değerli olan doğru bir amaç uğruna harcanan çabalardır.

September 16
SEVEBİLME İHTİMALİ
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam... Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim. İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman özlemeye başladım herkesi... Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra.. Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı... Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı... Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık.. Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla... Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi.. Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu. Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri. Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben. Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim.. Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak.. Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu.. Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri. Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini Otobüs oluyordum bir süre Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde Otobüs oluyordum Bir ülkeden bir iç ülkeye Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum. Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin Korkuyordum Sonra iniyordum otobüsten Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum. Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda.. Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim
Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!
YILMAZ ERDOĞAN
BURADAN DİNLEYEBİLİRSİNİZ
http://mitglied.lycos.de/duygunehrim/siirler/benisevebilme.htm
BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ
http://www.hemenpaylas.com/download/172712/yasayabilme_ihtimali.mp3.html
Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü, Kavim göçlerinden bu yana ağlayan Ve durmadan Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler Çalan, çaldıran, yakalatan Adı bende gizli bir kadındı İstanbul
Şehre bir yağmur yağdı Ben ağladım
Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk sipariş edildi yeniden
Bir şehre yağmur yağdı Ben ağladım
Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında Hangisi talandı demli öpücüklerin Ve buğularda yitirilen kimin adıydı Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu Soyulur muydu kabuğu hayatın Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?
Yağmur şehre bir yağdı Ben ağladım
Ben ençok seni götürdüm giderken Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı
Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı
Ben... Yağmur... Ağladım...
YILMAZ ERDOĞAN
http://www.yazgulu.net/ssiir/yagdikca/
BURADAN DİNLEYEBİLİRSİNİZ

SAYFANIN SONUNA BAKAN KAHRAMAN OLAMAZ
MUHAHAHAHAHA 
|
|
|
|